Çobanlar Seyitler sulaması modern sisteme dönüşüyor

Çobanlar Seyitler sulaması modern sisteme dönüşüyor

Muhtar Abdil Hakkın Rahmetine Kavuştu

Muhtar Abdil Hakkın Rahmetine Kavuştu

Çobanlar Seyitler Modern Basınçlı Sulaması Projesinin temeli atıldı.

Çobanlar Seyitler Modern Basınçlı Sulaması Projesinin temeli atıldı.

41. Dönem Pancar Alım Kampanyası Başladı.

41. Dönem Pancar Alım Kampanyası Başladı.

Bayram’da Büyük Acı: İki Gencimiz Trafik Kazasında Hayatını Kaybetti

Bayram’da Büyük Acı: İki Gencimiz Trafik Kazasında Hayatını Kaybetti

Sakın kaçırmayın!
  • MineAslan
    • Mine Aslan
    • mineaslan@cobanlarhaber.com
    • 7 Ocak 2015 - 23:48:39

Televizyon hayatımıza 1960 yıllarından sonra girmeye başladı. Önce büyük şehirlerde, sonra küçük şehirler, ilçe, kasaba, köy köy dağıldı.

İlk zamanlar zengin evler ile orta halli olup ta meraklısı olan ailelerde görüldü. Apartmanın, mahallenin, köyün varlıklı evleri önce tanıştı beyaz cam ile. Komşuluk, akrabalık ilişkilerinin daha sıcak, daha samimi olduğu günlerdi o günler. Haftanın belli günlerinde konu komşu büyük, küçük televizyonlu evlerde toplanırdı. Haftada bir sinema olur. Sinema günleri beklenirdi. Cumartesileri eğlence ağırlıklı olur, cumartesiler beklenirdi. Konu komşu bir evde toplanılırdı da kimse kimseye yük olmazdı. Çocuklar büyükleri dinler; laftan sözden değil bir kaş göz işaretinden bile anlardı.

Televizyonun toplum hayatımıza girmesiyle birlikte hayatımızda ilerlemesi çok hızlı oldu. Kanallar çoğaldı. Televizyon renklendi. İnsanlar zengin oldu. Televizyon ise hayatımızın vazgeçilmezi oluverdi.

Programlar belli günlerle sınırlanamazdı. İnsanlar sinema için, eğlence için belli günleri takip etmiyordu. Televizyon sahipleri müşterilerini o kadar çok düşünüyorlardı. Onlara her an güzel programlar sunmak için gece gündüz uykusuz çalışır hale geldiler.

Bu arada televizyonun ismi onu anlatmaya yetmiyor, işlevi ise seyretmeye yetmiyordu. Yeni bir isim bulunmalıydı. Bu isim kendiliğinden doğuverdi. “Sihirli Kutu” Artık televizyonun adı sihirli kutuydu. Bu isim ona çok yakışmıştı. Sihirli kutunun işlevine gelince seyretmekten öte bir şey olmalıydı. O da kendiliğinden doğuverdi. Televizyon “ İzlenmeliydi” İzlenmeli yani takip edilmeliydi. Seyretmek yetmiyordu ve artık izlenme faslına geçilmişti.

Kanallar, programlar, hele sloganlar. “Sakın Kaçırmayın!” diye bas bas bağıran sloganlar. İnsanlar her şeyi takip edemiyordu. Bir kanalda kadın programı, evin hanımına; bir kanalda spor programı evin beyine; çocuklar ve gençler için programlar, yaşlılara programlar. Sakın kaçırmayın! Diye yırtınan çığırtkanlar. Bir eve bir televizyon yetmedi. İki, üç olmaya başladı evdeki televizyonlar. Bir salonda, çocuk odası iki, mutfak üç… Ne olur ne olmazdı kadın mutfakta çalışırken programları kaçırmamalıydı.

Sonuç itibariyle sihirli kutu şehirlerden, en ücra kırsallara kadar bütün hanelere sihrini saçmıştır. Televizyoncunun sloganı emir kabul edilmiştir. İnsanlar onun sunduğu hiçbir şeyi kaçırmamaktadır. Bu arada kaçan bir şeyler vardır. Kimi farkındadır, kimi değil. Kiminin umurundadır, kiminin değil. İnsanlar çarşıda, pazarda, işte, öğrenciler okulda, hanımlar çapa yaparken tarlalarda, ev oturmalarında bile televizyon dili, televizyon kültürü konuşur olmuştur.

Hayatın her yerinde televizyon izlenmekte ve yaşanmaktadır. Neyi kaçırmamıştır? Televizyon kolikler. Onca sunulanlar içerisinden? Bu benim sorum değil. Benim sorum şudur: Neyi kaçırmıştır? Neleri kaçırmıştır? Aile evdedir. Baba işten gelmiş yorgun atar kendini koltuğa, kumanda elinde. Evdeki baba maçtadır. Çocuklar okuldan gelmiş odalarında sihirli, büyülü programların dünyasındadır. Anne için alternatif daha çoktur. Çünkü televizyoncuya göre anne çalışmayan unsur. Evde en büyük potansiyeldir. Televizyonda ona daha çok yer ayrılır. Bunun için anneye çeşit çeşit programlar sunulur. Artık ailenin diğer bir üyesi de televizyondur. Sonuçta toplum ve aile birlik, beraberlik, samimiyet ile muhabbetini kaçırmıştır. Elde kumanda hiçbir program kaçmamıştır. Gece yarılarına kadar takip esas olmuştur.

Ama insanlar uykularını kaçırmıştır. Huzurunu kaçırmıştır. Yaşamı kaçırmıştır. Özentiler peşinde, özgünlüğünü kaçırmıştır. Hatta kimisi mecnun gibi öyle televizyon müptelası olmuş aklını kaçırmıştır. Oysa çığırtkanlar çığırmıştır. “Sakın Kaçırmayın!” “Sakın Kaçırmayın!” Burada iki mesaj vermişlerdir. Okuyanlar için. Sakın kaçırmayın. Televizyona bağlanarak sakın hayatı kaçırmayın, aklınızı kaçırmayın! Okumalarına ulaşamaz mıyız? Toplum olarak. Bu çok mu zor? Televizyonun baş tacı olup dinlendiği durumda güç elbette. Televizyon ile biz çocuklarımızı bile kaçırdık. Ne evde biz eğittik. Ne de artık onlar okullarda öğretmenlerin sözünü dinlediler. Tek öğreticisi vardı onların sözünü tutukları: Televizyon. Ne veriyordu bu sihirli kutu? Kavga, şiddet, tembellik, miskinlik, lakaytlık, hazırcılık, kandırmaca, dolandırmaca, duygular dahil her şeyde sahtelik. Gerçekte asla insanların erişemeyecekleri hayatlar, düşünce yok zaten, düşüncesizlik diz boyu… bunlar çocukların televizyon karşısında eğitim, sosyal, ahlaki ve kültürel bozulması. Ya sağlıkları, özellikle akıl ve ruh sağlıkları? Kadınlar, erkekler, gençler; televizyon dizilerindeki hayatı kendi hayatlarıyla özdeşleştirmeleri, dizi hayatına kaptırmalar….. sonuç ahlaki çöküntüler, evden kaçan kızlara ilaveten evli çocuklu kadınların evden kaçmaları….. Ne toplum yapımıza, ne sosyal yapıya uyan hele hele inancımızın hiçte cevaz vermediği ve şiddetle uyarıp haramlar içerisinde sayılan durumlar… A.B.D de bilim adamları araştırıyor.

Sonuç televizyon çocukları aptallaştırıyor. Çocuklarına televizyonu yasaklıyor. Ya biz? Kaçırmadığımız programlar karşısında en çok kaçırdığımız değer bu olmasın sakın! Televizyon bu sakın kaçırmayın!

07.01.2015

Mine Aslan

  • Yorumla
KÖŞE YAZARLARI
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz