ÇOBANLARHABER – Çobanlar İlçesinin İlk Haber Sitesi
KÖŞE YAZILARI SİYASET

O senin elinde!

Ali ERTÜRK – (18.02.2019)


Geçtiğimiz yıl hayata veda eden İranlı filozof Daryush Shayegan, demokrasinin dogmacı doğruların hatır saymaksızın eleştirisi olduğunu belirtir ve onun Aydınlanmanın çocuğu olduğunu söyler. Ona göre Aydınlanma, eleştirel çağın doruk noktasıdır.

Ülkemizdeki baskısının kapağında demokrasi ve insan haklarının bir ilaç şişesi resmi ile tasvir edildiği kitabında David Beetham, çağdaş dünyada demokrasinin, sadece siyasal demokrasi olarak değil, aynı zamanda sosyal ve çoğulcu demokrasi olarak da anlaşılması gerektiğini ifade ederek, demokrasinin ekonomik ve sosyal haklar için taşıdığı önemin, demokrasinin temelinde yer alan açık ve sorumlu yönetim düşüncesi ile siyasi iktidarın paylaşılması düşüncesinden kaynaklandığını belirtir.

Beetham’a göre demokrasinin paternalizm karşıtı duruşu liberalizmin duruşu ile tam olarak örtüşmektedir ve her ikisi de aynı epistemolojik temele dayanır. Demokrasi, epistemolojik açıdan, herhangi bir şahıs veya grubun elinde, toplum için neyin iyi neyin kötü olduğunu bildiren kesin bir doğrunun bulunmadığını varsaymak zorundadır.

Bu varsayım bizi başka bir menzile taşır: Halkın kendi kaderini belirleme hakkı.
Eğer toplum için neyin iyi neyin kötü olduğuna dair herhangi bir şahıs ya da grubun tekelinde herhangi bir özel bilgi veya geleceği gösteren sihirli bir küre yoksa o zaman halkın kendi kaderini belirleme hakkı ortaya çıkar ve hepimizi bu kaderin belirlenmesi noktasında katkı sunmak veya görüş belirtmek hakkına sahip oluruz. Dolayısıyla, demokrasiler, hataların katılımcı yöntemlerle bertaraf edildiği rejimler olmasının yanında halkın kendi mukadderatını kendi eline alabilmesinin de yegâne aracıdır.

Demokrasinin temelinde, eşit insan onuru düşüncesi ile insanın kendi kaderini belirleme kapasitesine, yani otonomisine duyulan inanç bulunmaktadır. Milletler kendi kaderini kendileri belirleyebilme özerkliğine ihtiyaç duyarlar. Nurettin Topçu’nun da ifade ettiği gibi, kendi mukadderatını kendi ellerine alamayan bir millet, kaybolmaya mahkûmdur.

Bir topluluk için ortak ve bağlayıcı nitelik taşıyan kararlar, en geniş anlamda Siyasal Alanı oluşturur. Başkaları için bağlayıcı olmayan bireysel kararlar ve tercihler bu alanın dışında kalır. Bireysel tercihlere geniş alan bırakan toplumlar özgür bir toplum olarak nitelendirilebilir; ancak bu, o toplumun demokratik bir toplum olduğu anlamına gelmez. Çünkü demokrasi bireysel kararlarla ilgili bir kavram değildir. Demokrasi ortak/kolektif kararların nasıl alındığı ile ilgilidir.

Özetle, demokrasi ve demokratik seçimler, sadece adayların nasıl yarıştığının kamuoyu tarafından izlenmesi için icat edilmiş bir olgu değil, toplumların mukadderatını kendi ellerine almaları için geliştirilmiş ve Fareed Zakaria’nın ifadesiyle demokrasi, kendi geleceğini değiştirebileceği ve bir liberal demokrasi olmak için karşısına çıkan fırsatları değerlendirebileceği bir şanstır.

Dün itibariyle siyasi partilerin yerel seçimlerde yarışacak adayları belli oldu ve Yüksek Seçim Kurulu’na listeler teslim edildi. Böylece yarışta kimin kalıp kimin çekileceği soruları da nihai bir cevaba kavuşmuş oldu.

Şu anda gündemimizdeki tartışma aynı: Bu seçimi kim kazanır? İnsanlar, kentlerindeki yarışı yakından takip ediyorlar. Bu, demokrasimiz adına, insanların yaşadığı kente olan bağlılığı ve duyarlılığı adına gerçekten de takdir edilesi bir durum. Çünkü bugün batı demokrasilerinin içerisinde bulunduğu en önemli sorunlardan biri, seçimlere katılım oranlarının sürekli bir düşüş seyrinde olması.

Ülkemizde seçimlere katılım oranı, Avrupa ve Amerika’nın tam aksi istikametinde, düşüş değil, yükseliş seyrinde. Geriye dönüp baktığımızda seçimlere katılım oranlarının başta Amerika ve Avrupa olmak üzere diğer pek çok ülkedeki katılım oranlarından çok daha yüksek olduğunu görülüyor. Bu minvalde son birkaç yıl içerisinde gerçekleştirilmiş olan seçimlere şöyle bir göz attığımızda karşılaştığımız rakamlar Türkiye halkının siyasi gelişmelere ve seçimlere, dolayısıyla da demokrasiye olan duyarlılığını gözler önüne seriyor.

30 Mart 2014 yerel seçimlerinde katılım %89, 2011 genel seçimleri katılım oranı %87, 2010 anayasa değişikliği referandum seçimlerinde katılım oranı %77’4’tü. 2009 yerel seçim katılım oranı %85, 2007 genel seçim katılım oranı %84, 2004 yerel seçim katılım oranı %76, 2002’de AK Parti’nin tek başına iktidara geldiği genel seçime katılım oranı ise %79 oldu.

Son yıllarda yaşadığımız 2015 Haziran ve Kasım seçimlerine katılım oranları da sırasıyla 83,96 ve 86,13 şeklinde gerçekleşmiş. En son gerçekleştirilen 24 Haziran 2018 tarihli Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimlerine katılım ise bir önceki seçimden daha yüksek: 87.5. En son Anayasa değişiklik referandumuna katılım oranı %85.

Ülkemizdeki bu katılım oranlarına mukabil, Amerika 6 Kasım 2012 Başkanlık Seçimlerine katılım oranı %58’de kalırken, Almanya’da da federal seçimlere katılım oranı düşmeye devam ediyor. 1972 yılında % 91,1 olan katılım 2009 seçiminde % 70,8’e geriledi. Almanya’da Angela Merkel’in yeniden kazandığı son seçimlerde katılım oranı Türkiye’deki Cumhurbaşkanlığı seçimi ile aynı rakamda yani % 73 olarak kayıtlara geçti. Alman haber ajansları bu katılıma özel bir yer vererek “Yüksek katılım” başlığıyla manşetlere taşıdı. Geçen yıl gerçekleşen Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılım ise tüm Avrupa’da% 43’te kaldı. Rusya’da yasama meclisi Duma’nın belirlenmesi için yapılan son seçimlerde de katılım oranı Türkiye’nin altında kaldı. Yalnızca 4 partinin meclise girebildiği seçimlerde katılım % 63.71 oldu. İtalya’da ise son seçimlerde halkın katılım oranı sadece %51.

Bu rakamlar, Türkiye’de toplumun, kendi mukadderatını eline almak konusunda ne kadar hevesli olduğunu ve demokratik katılım hakkı konusundaki bilincin veya hassasiyetin pek çok Batılı ülkeden daha ileri bir seviyede olduğunu gözler önüne seriyor.

Konuyu güzel bir hikâye ile bağlayalım.
Çocuk kelebeği yakalayıp ellerinin arasına alarak karşısındaki bilgeye sorar:
– Söyle bakalım bilge! Avuçlarımın arasında duran kelebek ölü mü, diri mi?
Bilge cevap verir:
– O senin elinde!
Demokrasilerde, “seçimi kim kazanır?” sorusuna verilecek cevap da, “bu kentin, bu memleketin ahvali ne olacak?” sorusuna da, “çocuklarımız nasıl bir ülkede yaşayacak?” sorusuna da verilebilecek en bilgece cevap: O senin elinde!
Çünkü hiç birimizin geleceği gösteren sihirli bir küresi yok.


[1] Daryush Shayegan – Yaralı Bilinç – Geleneksel Toplumlarda Kültürel Şizofreni

[2] Babacılık, babaerkillik. Toplum veya aile yönetimlerinde kararların, rehber ve ideal kabul edilen kişi veya kişilerce alınmasını öngören yönetim sisteminin adıdır.

[3] David Beetham – Demokrasi ve İnsan Hakları

[4] Nurettin Topçu – Yarınki Türkiye

[5] David Beetham – Demokrasi ve İnsan Hakları

[6] Fareed Zakaria – Özgürlüğün Geleceği

BENZER

Yorum Yap